Tara Milli Parkı! (Kahverengi Ayı Ülkesi)

(routeinfinite)

Tara Milli Parkı! (Kahverengi Ayı Ülkesi)

1981 yılında Sırbistan’da kurulmuş olan Tara Milli Parkı Dinar Alpleri’nin Zinajezda dağının büyük bir kısmını oluşturuyor. Sırbistan’ın en ormanlık bölgesi olması sebebiyle “Sırbistan’ın Ciğerleri” adını da alıyor. İçinde barındırdığı ağaçların çoğunu Ladin ve Köknar oluşturuyor. Tara Milli Parkında tabi ki bu kadar odun çıkabilecekken ağaçları kullanmıyor değiller fakat bütün kesim işlemleri kontrol altında yapılıyor. Tara Ulusal Parkının yüksekliği 1000-1590 arasında olmanın yanın sıra uçurumlarıyla baş döndürücü olabiliyor. Tuna nehri neredeyse parkın tamamında yol boyunca sizi takip ediyor ve ödüllendirici manzaralar sunuyor.

Tamda maceraperestlere göre;

Parkın içerisinde turistik amaçlı manzaralara ve muhteşem doğaya gerekli düzeyde erişebilmek için bir asfalt yol var. Yol boyunca 20-30 metrede bir yoldan çıkıp asla patikaya girmememizi kesin bir dille ifade eden tabelalar var. Burası aynı zamanda ayılar ülkesi diye geçiyor ve sanıyoruz ki ayıların inleri ve genel yaşam alanları yola çok uzak değil. Keşif yapmak için veya kendinizden, şehirden, herhangi bir şeyden uzaklaşmak için bulunmaz bir yer. Dağın eteklerinde tarih öncesi 5000-7000 yıllarında yerleşim yapılmış olan Kremenilo isimli bir köy bulunuyor. Balkan bölgesinde ilk tarımla uğraşan köy olma niteliğini taşıyan bu köyü gidip gezemedik fakat bir sonraki Sırbistan seyahatimizde mutlaka görmek istiyoruz.

Parkın içerisine girmeden önce orada kamp yapmayı planlamıştık fakat ulusal parklarda genelde su bulabildiğimiz için susuz bir şekilde dağa tırmanmıştık. Düşündüğümüz gibi de oldu. Harika çeşmelerin yanından geçtik ve su ihtiyacımızı tamamen giderdik. Artık çay ve yemek için bile suyumuz vardı. Bu arada su muhteşem buz gibi. Tabii market bulabileceğimizi nereden çıkartmışız anlamıyorum. Sonuçta dağdayız. Yemeğimiz olmamasına rağmen her zaman yanımızda taşıdığımız sürülebilir çikolatamız ve birazcık ekmeğimiz vardı. Neyse ki en azından orada 1 gece kalabilecek malzemeye sahiptik. Tara’nın girişine gelene kadar sadece malzemenin yeteceğini düşünürken girişte karşılaştığımız Kahverengi Ayı Ülkesi yazısından sonra birazda delilik gerektiğini fark ettik. Aslında biz bile orada kalmaktan vazgeçmiştik. Zirveye çıkacaktık ve saat akşam üstü 4 olmuştu yani pek mümkün olmasa da planımızda hava kararmadan dönmek vardı. Ta ki zirveye çıkana kadar…

Zirvede baş döndüren temizlikte ve güzellikte kocaman bir baraj ve belli başlı noktalarda zirve taşları bulunuyor. Tara’nın turistik bir yer olması sebebiyle her yerde parkla ilgili İngilizce açıklamalarda var. Ne tür bitkilerin olduğu, ağaç çeşitleri, hayvan türleri, tuna nehri, mağaralar vs. parkla ilgili merak edilen her şeyin özetinin olduğu panolar ve haritalar var. Motosikletimizi park edebileceğimiz ücretsiz alanlar vardı zaten çokta kalabalık değildi. Araba ile gidenler içinde gayet uygun park alanları var. Motosikletimizi park ettikten sonra panoların önünde biraz vakit geçirdik ve yürüyerek gezebileceğimiz alanları gezmeye koyulduk. Baş döndürücü manzaraları fotoğrafladık ve barajda yüzen insanları seyrettik. Çok zamanımız olmadığı için yüzemesek te giderseniz mutlaka yüzmenizi öneririz. Artık motosikletimize binmiş dönüyorduk ki sol tarafta tam göl manzarasını gören yeşil alanda ağaçların arasına saklanmış bir çadır var. Bu bizi heyecanlandırdı. Alanı bizde görmüştük fakat çitli bir alan olması sebebiyle hiç kamp yapabileceğimizi düşünmemiştik. Hemen motosikletimizi uygun bir yere park ettik ve içeridekilere seslendik.

“Oraya nasıl girdiniz, yanınıza gelmek istiyoruz.”

Memnuniyetle ve heyecanla çitlerin açık olan kısmını bize tarif ettiler ve hoplaya zıplaya içeriye girdik. Yanlarına varmaya dayanamadan yürürken seslendik.

“Merhaba, kaç gündür buradasınız? Biz de burada kamp yapmak istiyoruz ayı ve yılan olduğunu söylediler riskli mi acaba”

“Biz her sene buraya eşimle buraya gelir kamp yaparız. Kızım ailesiyle beraber Bosna Hersek’te yaşıyor. Onlarda oradan geliyor ve beraber kamp yapıyoruz. Riskli bir durum söz konusu değil çadırınızı kurabilirsiniz”

Bosna Hersek’e tam sınırdaydı bu park. Bu kadar doğal ve güzel oluşuda tatlı ailenin buluşma noktası olmasına sebep olmuştu. Vize sıkıntıları da olmadığı için çok güzel bir noktaydı. Merakla ücretli bir alan olup olmadığını sorduk çünkü içerilere girdikçe gördüğümüz çadır sayısı 5-6 civarındaydı. Ücretsiz bir alanmış ve çitle çevrili olduğu içinde oldukça güvenli. Hem artık arkadaş bile edinmiştik. Çadırımızı kurduk bize yerel içkilerinden ve yiyeceklerinden ikram ettiler. Bizde çay demleyip onlara götürdük.  Sabah yüzme umuduyla rahatça uyuduk. Gece hiçbir sorun yaşamadık. Hava derecesi temmuz ayında minimum 11’e düştü. Soğuk açısından da sıkıntı yaşamadığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Uyandığımızda havanın derecesi öğlen 12 ye kadar en fazla 18 olduğu için yüzemedik. Daha sonrasındaysa yolumuzun üzerinde bulunan muhteşem bir tren istasyonuna uğradıktan sonra Bosna Hersek’e bu kadar yakınken atladığımız köprüyü görmek için ülke değiştirdik.

  • Mehmed Paşa Sokoloviç Köprüsü

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir